< YALNIZ HÜZNÜ VARDIR KALBİ OLANIN!!! - Blogcu





YÜKÜM(SEN)

göğümde yankısı olana armağanımdır...


YÜKÜM(SEN)


/ne vakit yaşamak düşlesem,
kurşun kadar ağır yalnızlıklar gelir kuytulardan.
bu yüzden sonsuzluğa yumayacağım gözlerimi,
ağırlaşıyor düşlerim.../


ne vakit altından ırmaklar geçen köprüler düşlesem,
başıma yağan kızılca kıyametlerle
sürülürüm bulunduğum yerlerden.
arkamda taşıyamadığım yüküm(sen)
sürüklenir(sin) peşimden...
doğrulmaya çalıştıkça heybetlenen kurşunî bedenim,
vurgun yemiş sırça köşkler gibi çöreklenir acılarıma...
"doluyor şöhretin, kan misali, damarlarıma"


cemre düşmüş toprakta düşlerimle kalıyorum...
bahara yakınmış adım;
daha ilk saflarda,
tutuşuyor adımlarım...
"yüreğimde bir sen var, damarlarımda kanın".
tanıdık geliyor bana, etrafımda duran bakışların.
tılsımını,
"kabusların terkettiği şehirde bırakmışken" yaşamak,
"korkunun pençesinde bir haslettir" kavuşmak.


Tırmanırken dağ eteklerinde kalır ellerim,
yaralıyım kurşun geçirmez artık bedenim
ve büyüdükçe kinim,
"donar hislerim".


"merhamet duvarlarıma, gazaplar konmayacak"


ne vakit ölmeler düşlesem,
boğulur ağır kalabalıklar...
ve musallasını arzulayan bedenim,
ne kadar da günahkâr.


tutuştu saçlarım rüzgarın ateşiyle
ve kibirlendi uzaklar,
yakınların gelişiyle.
hangi ufuk taşır şimdi,
bende ki ağırlığı
ve hangi yamaçlardır ellerimin mezarı...


"yüreğime ölümler ekerken, nasıl bir yaşamak düşlersin?"
dedin
ve gittin.
Yüreğimde sâlâsı,gidişlerinin
ve avuçlarımda firari gelişlerin..


"sen yürek yurdumun misafiri!"
misafir dediğin, kalmak için düşlerini kirletmemeli.
Düşlerimde "ölüm",
yaşamak "aksak";
ve ölürüm ağır aksak.


Ne vakit gelsen,
bir yanım dağ,
ve gitsen
uçurumlar solurum...


 


___Mümine Sena___

Susmalı İnsan Sırası Ona Gelince

 

Susmalı insan sırası ona gelince... Bazen bir anlık susmanın anlatabileceği şeyleri saatler süren konuşmalar anlatmakta yeterli olamıyor. Bazen susuşlara saklanıyor sevgiler... bazen de nefretler... Her susuş beraberinde bir birlikteliği getiriyor yada ayrılığın soğuk duvarlarını örüyor araya. Söyleyecek, söylenmesi gereken çok şeyler olduğunda da susuyoruz çoğu zaman. Kendimize anlatıyoruz nedense karşıda ki dinlesin diye hazırladığımız hep 'ben' le başlayan uzun cümleleri.. Ve bitişlerde hep acabalar kalıyor aklımızda... Her şeyi bitiriyoruz kimi zaman tek bir söz söylemeden, açıklama yapmadan. Susuşlara saklanıyoruz yine...Bırakalım da onlar anlasın diye... Herşey bittiği zaman başlayan şeyler bazen güzel de olabiliyor ama hiçbiri sonsuza kadar sürmüyor. Sonsuz olacak bu defa diyerek başlanan her şey yarım kalıyor. Yarım hayatlarımıza bir de yarım insanlar ekliyoruz sonra. Ve her her seferinde savunmamız onları sonsuz sanmamız oluyor. Tükeniyoruz yavaşça... Tüketiyoruz hayatı. Susuşlardan sıyrılıp yol oluşlara sığınıyoruz sonra. Gidiyoruz...uzanıyoruz sonsuza. Yolcular gelip geçiyor üzerimizden adlarını bile öğrenemiyoruz acelelerinden... acelemizden. Her yolun vardır bir sonu deyip kendi sonumuzu keşfe çıkıyoruz. Vardığımız diğer yol ayrımları da aynı bizim gibi; hepsinin üzerinde izler var geçenlerden ve hiçbirini silebilecek kadar kuvvetli bir rüzgar yok ortalıkta. Terk edilişler başlıyor sonra yapayalnız kalıyoruz... Kendi yarattığımız sessizliğe çakılıyoruz. Ve diplerde aruyoruz sonsuzları. Karanlık sarıyor bizi... Karanlıkta buluyoruz geçmişe özlemi... Hayatlarımızı bırakıp geçmişe dönüyoruz, geçmişler varediyoruz kendimize yaşanmamış yaşanması istenen... Ve artık yüzümüz yok, sesimiz yok, hayallerimiz yok. Cansız bedenlerde can çekişen ruhlarımız var sadece. Uzatmaları oynuyor ruhlarımız...  

 

___alıntı___

zarif yol...

yol uzun,güzergah zorlu;ne demeliyim? zarif kardeşim benim seni aldım yanıma,ikizimi almış yürüyor gibiyim sana yıldız,sana güneşmi demeliyim günümde hayret gecemde hayret istedim yer yer senin gibiyim ben,yer yer kendim insan olan yerlerim çok ağrıyor olsun,yine de sen kapanma,bu sıra benim yerine bırak ben incineyim...  

 

___Birhan keskin___

« Önceki ::